Aşk acısı

AŞK DEDİĞİN…

Hasretini, yokluğunu,
sensizliği bir ateş yanığı gibi
öyle acıyla duydum ki,
yüreğimin etinde.

Gitgide çoğalarak,
gitgide derinden işleyerek.
Öyle dayanılmaz oldu ki bu.
Seni boğabilirdim senden kurtulmak için
çünkü seni o kadar seviyorum…

(N.H.Ran)

Şairin belirttiği gibi ruhu, bedeni yakan ve tutsak eden bir şey midir aşk? Yoksa şehir yaşamının yalnızlığında kaybolan benliğimizi ararken çektiğimiz acının ilacı mıdır? Belki de İnsan soyunun sürmesi için gereken üreme içgüdüsünün süslü kelimelere dökülmüş halidir. Ya da yeterince modernleşememiş toplumlarda kapitalizmin tüketmek için sunduğu bir objedir aşk…

Aşkı anlamak ve anlamlandırmak için ne çok şey söylenmiş, yazılmış ve konuşulmuştur. Gerçekten de Aşk nedir? Nasıl yaşanır? Aşk acısı geçer mi?

Son 30 yılda psikolojinin çalışma alanı içinde gittikçe artan bir şekilde yer alan aşk kavramı, çok daha uzun bir süreden beri başta edebiyat ve güzel sanatlar olmak üzere sanatın tüm dallarında en çok işlenen temalardan biri olmuştur

Aşk Arapçada “bağ, bağlanmak, sarmalamak, sarmaşık” manasına gelmektedir. Kelimenin kökeninden de anlaşılacağı üzere bağlanmak, sarmak/sarmalamak, kuşatmak aşkın tabiatında var. Tam da bu noktada psikanalizin kurucusu Freud’a göre aşkın tanımı, yaşam enerjisinin sevgiliye akmasıyla başlar ve sarıp sarmalanan sevgilinin içe atılması neticesinde kemale erer. İnsanın kendi benliğinde eksik olan ötekinde yüceltilir ve bu yüceltilmiş ötekiyle birleşme arzusuyla eksik tamamlanmaya çalışılır.

Evet belki de ötekini arayışımız ve hatta bulamayışımızdır aşk. Antik çağlardan bugüne insanlık tarihinde masallara, destanlarda geçtiği gibi benliği bulma gayreti ve bir tamamlanma arzusudur. Aşk her toplumda, her kültürde ve tüm zamanlarda var olmuştur ancak aşkın tanımı kültürden kültüre, kişiden kişiye farklılık gösterir.

Aşkı ve aşk acısını anlamak için “bağlanma kuram”ını ortaya atan J. Bowlby’e kulak vermek gerekiyor. Bağlanma kuramına göre gelişim devamlılık gösterir, dolayısıyla ana babalarla erken yaşlarda yaşanan ilişkiler gelecekte kurulacak olan ilişkileri şekillendirir. Yaşamın erken yıllarında anneden ayrılma sonrası “karşı koyma” “çaresizlik” ve “kopma” şeklinde bir dizi tepki modeli oluştururuz. Bowlby’nin kuramına göre, her insanın kendini ve yaşamındaki önemli kişileri algılayış biçimine göre oluşturduğu zihinsel şemalar vardır. İnsanlar yeni ilişkiler kurarken eski anıları ve deneyimlerine dayanan bu model ve şemalara göre hareket ederler. Bilinçli olmayan bir şekilde karşı cinsle olan ilişkileri, iş ve sosyal çevre ile olan ilişkileri bu kalıplara göre yaşamaya başlar. Nihayetinde, şıpsevdi olsun, saplantılı olsun kişi ilişkide devamlı olarak benzer motifleri işler hale gelir.

6 kişi bu sayfayı beğendi