KARANTİNANIN RUHSAL ETKİLERİ VE KORUYUCU ÖNLEMLER

KARANTİNA, İZOLASYON VE SOSYAL MESAFE NEDİR?
Karantina: Bulaşıcı bir hastalığa maruz kalmış olan kişilerin hasta olup olmadıklarını tespit
etmek için kişinin tecridi ve hareket alanının kısıtlanmasıdır. Karantina altındaki kişiler
hastalık etkenine maruz kalmış olduğu tahmin edilen, hastalık durumu bilinmeyen,
muhtemel taşıyıcı olup hastalık belirtilerini hali hazırda göstermeyen kişilerdir. Karantinada
amaç taşıyıcı olması muhtemel kişinin diğerleriyle temasını keserek toplumun geri kalanının
hastalık kapma olasılığını azaltmaktır.1
İzolasyon (yalıtım): İzolasyon tanımı gereği hasta olan kişilerin sağlıklı olan bireylerden
ayrılması, hastalığın yayılmasını önlemek için hasta bireylerin hareket alanının
kısıtlanmasıdır. Örnek olarak tüberküloz enfeksiyonu geçiren bireylerin göğüs hastalıkları
servisinde ayrı bir bölümde yapılan izlemi verilebilir.
Farklı izolasyon türleri vardır; bunlar solunum veya temas izolasyonundan, bulaşıcılığı yüksek
hastalıklar için kullanılan sıkı ve yüksek izolasyona kadar değişir. 1 Farklı izolasyon türlerine
göre sağlık çalışanının KKE kullanımı ile ilgili https://covid19.saglik.gov.tr/tr/ web sitesinden
güncel önerilere ulaşılabilir.
İlk karantina, cüzzam hastalığı için 1127 yılında Venedik’te uygulanmıştır. 300 yıl kadar sonra
İngiltere’de vebanın yayılımını durdurmak için uygulanmıştır ve tarihte en yaygın uygulanmış
karantina örneklerinden birisidir. İçinde bulunduğumuz yüzyılda büyük ölçekli karantina
uygulamaları, 2003 yılında Yaygın Akut Solunum Yetmezliği tablosuna yola açan SARS Virüsü
salgını ve 2014 yılında Batı Afrika’yı etkisine alan ve köylerin karantinaya alınmasına yol açan
Ebola virüsü salgını sırasında yapılmıştır. Halen pandemik olan koronavirüs salgını
(koronavirüs Hastalığı, COVID-19) için dünyada pek çok ülkede geniş kapsamlı karantina
uygulanmaktadır. Bu salgın, şehirlerin kitlesel olarak karantinaya alınmasına bir örnek olarak
gösterilebilir.
Sosyal mesafe: Mutlak izolasyonun zorunlu olmadığı, temasın ve etkene maruz kalmanın
azaltılarak mümkün olan en düşük düzeyde tutulduğu yöntemdir.
Günümüzde uygulanan etkili ve yaygın olarak kullanılan sosyal mesafe önlemleri
– Toplantıların iptal edilmesi
– Yüz yüze eğitime ara verilmesi
– İşyerlerinin kapatılması
– Seyahatin kısıtlanması
2
Karantinalarda toplumun genelinin yararı için toplumu oluşturan bireylerin kimi hak ve
özgürlükleri geçici olarak kısıtlanmaktadır. Bu nedenle yeterli gerekçeyle ve mümkün olan en
kısa süre için, büyük bir özenle uygulanması gerekir. Karantinanın adil bir biçimde
uygulanmasının toplumsal barış ve bireylerin ruh sağlığı için yaşamsal önemi vardır.
Sosyal mesafenin arttığı durumlar ruh sağlığını etkiler ve mümkün olan en kısa zamanda ve
azami özenle bireysel ve toplumsal müdahaleleri içeren ruhsal destek programlarının
geliştirilmesi gereklidir.
Karantinada bulunmak kimse için hoş değildir, ruhsal zorluklara yol açması beklenir
Karantinada bulunmak, hiç kimse için pek de hoş bir durum değildir. Sevilen kişilerden ayrı
kalmak, bağımsızlığını yitirmek, kontrolü yitiriyormuş gibi hissetmek, dışarıdan zorla
dayatılan bir şeye riayet etmek yanında kendi ve çevresindekilerin hastalık durumuyla ilgili
belirsizlik, can sıkıntısı dramatik etkiler yaratabilir. Salgınlara bağlı karantinalar sırasında öfke
patlamaları, özkıyım düşünceleri ve girişimleri, karantinadan kaçma girişimleri ve bu nedenle
ceza davaları görülebilir. Zorunlu karantina uygulamalarının olası yararlarını değerlendirirken
ortaya çıkabilecek olumsuz ruhsal sonuçlarını da hesaba katmak gerekir. 2
Koruyucu bir halk sağlığı önlemi olan karantinanın başarılı bir şekilde uygulanabilmesi ancak
olumsuz etkilerinin en aza indirilmesiyle mümkündür. Sağlık politikalarını belirleyenler ise
topluma rehberlik edebilmek için, koronavirüsün bulaş yolları, etkin korunma yolları ve
hastalığın fiziksel ve ruhsal etkileri ile ilgili acil kanıtların üretilmesine ihtiyaç duymaktadırlar.
Ruh sağlığı alanında çalışan kişiler, bu gereksinimi karşılamak üzere Yeni koronavirüsle ilgili
karantinanın ruh sağlığı ve iyilik hali üzerine olası etkilerini belirlemek için SARS, Ebola,
H1N1-influenza gibi daha önceki salgınlarda yapılan araştırmaların sonuçlarından yola
çıkarak öneriler geliştirmişlerdir.

KARANTİNANIN RUHSAL ETKİLERİ

Lancet’de 14 Mart 2020’de yayınlanan salgın hastalıklarda karantinanın ruhsal etkilerine dair
yapılan çalışmaların bulguları gözden geçirilmiş, en yaygın ruhsal yakınmalar ve hastalıklar,
risk etmenleri ve risk grupları mevcut pandemi sırasında yeniden değerlendirilmiştir.2 SARS
virüsü bulaşmış kişiyle temas ettiği için karantina altına alınan kişilerde, korku, sinirlilik,
üzüntü ve suçluluk hissinin karantina süreci boyunca sık görülen olumsuz duygular olduğu
bildirilmiştir.
2 Karantinaya alınmanın uzun dönem etkileri arasında kalabalıktan kaçınma ve
aşırı dikkatli bir biçimde el yıkama gibi davranış değişikliklerinin yer aldığı ve kişilerin bir
kısmının aylarca normal yaşama dönemediği görülmüştür.
3
Karantinanın ruhsal etkileri bakımından en fazla risk altında olan gruplardan birinin sağlık
çalışanları olduğu düşünülmektedir.
SARS ile temas eden hastane çalışanlarında, akut stres bozukluğu belirtileri gelişmesini en
yüksek düzeyde yordayan etmen karantinaya alınmaktır. Karantina sonrası dönemde,
karantinaya alınan çalışanlar alınmayanlarla göre, daha yüksek şiddette tükenmişlik
belirtileri, çevresindeki insanlara uzak hissetme, ateşli hastalarla ilgilenirken daha fazla kaygı
duyma, huzursuzluk, uykusuzluk, konsantrasyon bozukluğu, kararsızlık, iş performansında
bozulma, çalışmakla ilgili isteksizlik ve istifayı düşünme gibi belirtiler sergilemişlerdir.
2 Bir
çalışmada hastane personelinin %9’unda salgından 3 yıl sonra hala yüksek şiddette
depresyon belirtilerinin devam ettiği, depresyon belirtisi devam edenlerin %60’ının
karantinaya alınmış sağlık personeli olduğu görülmüştür.
2
Karantina nedeniyle gelişen ruh sağlığı sorunlarının olumsuz etkilerinin ne kadar sürdüğüne
ilişkin bilgimiz sınırlıdır. Bu alanda yapılan iki çalışmadan birinde SARS salgınından üç yıl
sonra sağlık çalışanlarında alkol kötüye kullanımı ve bağımlılığının yaygınlığındaki yüksekliğin
sürdüğü bildirilmiştir. Bir başka çalışmada da karantinadan üç yıl sonra bile hastane
çalışanlarında geçmişte karantina altında olmanın TSSB gelişimi için bir risk faktörü olmaya
devam ettiği görülmüştür.2
SARS salgını sırasındaki karantina döneminde çalışmış sağlık çalışanlarıyla yapılan başka bir
çalışmada karantinada çalışmış olmanın uzun dönemde hastalarla doğrudan teması en aza
indirmek gibi kaçınma davranışlarıyla ilişkili olduğu görülmüştür.

Karantina sırasında sık görülen ruhsal yakınmalar
– Kafa karışıklığı, konsantrasyon bozukluğu
– Korku
– Öfke
– Suçluluk hissi
– Matem hisleri
– Uyuşukluk
– Tükenmiş hissetme
– Kaygıya bağlı uykusuzluk
Karantina sırasında sık görülen ruhsal bozukluklar
-Akut Stres Bozukluğu
-Travma Sonrası Stres Bozukluğu
-Majör Depresyon
-Yaygın Anksiyete Bozukluğu
-Uyum Bozukluğu

Karantina sırasındaki ruhsal yakınmalar ve ilişkili risk faktörleri

Tüm bu risk faktörleri, ruhsal hastalıklara yatkınlığı olsun olmasın tüm kişilerde belirgin
bunaltı hissine ve karamsarlığa neden olabilir. Çökkünlük ve anksiyete belirtileri bu tür sıkıntı
yaratan durumlara verilen olağan yanıtlardır ve uygun destek ve güvencenin sağlanmasıyla,
karantina, izolasyon koşulları ve çevresel değişikliklerle ilgili zamanında iletilen doğru bilgi ile
azalabilir.
Karantina ve izolasyon koşullarında yaşanan pek çok durumla ilişkili kaygı duymak, uygun,
doğal bir tepki ve patolojik olmayan bir ruhsal yanıttır. Kişilerin yakın gelecekleri ile ilgili tüm
planlarının ani bir biçimde değişmesi söz konusudur. Kendilerine tamamen yabancı bir
ortamda, alışkın oldukları sosyal çevreden uzakta zaman geçirmeleri gerekmektedir.
Özellikle, karantinada kalan kişiler ilişkilerinden tamamen koparsa veya kendilerine bağımlı

Karantinayla İlgili Risk Faktörleri

1-Karantinaya bağlı yalıtılma nedeniyle sıkılmak ve engellenmiş hissetmek: Kişinin günlük
rutinini (günlük ev ve iş faaliyetleri, ihtiyaçlar için alışveriş gibi) sürdürememesi,
çevresindekilerle sosyal ve fiziksel temasının kısıtlanması
2-Yaşam rutininin belirgin biçimde bozulması: Hareket alanının ve temasın kısıtlanması
nedeniyle yaşamın olağan akışında olduğunu hissettiren alışkanlıkların yerine
getirilememesi

3-Kaynaklara ve düzenli tıbbi bakıma erişimde yetersizlik: Su, gıda maddelerinin yetersizliği,
giysilerini sık değiştirememek, ilaçlar reçete ettirip alamamak, termometre, maske gibi
malzemelere ulaşamamak

4-Hastalığın yaygınlığı ve karantina süresiyle ile ilgili yetersiz bilgi: Sağlık otoritelerinin
salgınla ilgili yeterli bilgi vermemesi, gecikmiş bir biçimde vermesi, net olmayan
yönlendirmeler yapması, karantinanın nedenini açık bir biçimde ortaya koymaması,
hastalığın yaygınlığı ile ilgili şeffaf olunmaması

5-Bulaş ve korunma yollarıyla ilgili yetersiz bilgi: Hastalığın kendisine bulaşması ve hassas
gruplara bulaştırma endişesi

6-Karantina süresinin uzun olması (10 günden uzun ise): Daha ne kadar uzayabileceğini
bilememek

7-Virüs ile infekte olduğu veya diğerlerini infekte edeceğiyle ilgili tasalanma: Bedeninden
gelen uyaranlara, yakınmalara aşırı dikkat kesilme ve sağlıkla ilişkili endişeler (küçük
çocuklara, gebelerle, yaşlılara vb),

8-Sağlık çalışanları için: Yeterli koruyucu ekipmanın temin edilmemesi, zorlu çalışma
koşulları ve infekte etme endişesine bağlı olarak yakınlarıyla temas etme olanağının
kalmaması
5
kişilerin ihtiyaçlarının düzenli olarak karşılanabileceğini bilemezlerse kaygıları hastalık
düzeyine çıkabilir.
İzolasyon ve karantina sırasında kişilerin yakınlarının hastalanması, zorla, şiddet kullanılarak
karantina altına alınanlara ve başka zorlamalara tanık olmak, kendi yakınlarının hastalık riski
altında olduğunu bilmek gibi etmenlere bağlı olarak travmatik stres belirtileri ve TSSB gibi
hastalıklar ortaya çıkabilir. Sağlık çalışanları için hastalarını kaybetmek, ek bir travmatize
edici etmendir.
Çökkünlük de, anksiyete gibi, yakınlarından ayrılma, belirsizlik, yaşam koşullarında hızla
kötüleşmeye verilen doğal bir yanıttır. Çaresiz hissetmek çökkünlüğü şiddetlendirir.
Çökkünlük patolojik düzeyde olmadığında destekleyici görüşmeler, gerçekçi bir biçimde
güvence verilmesi, çaresizlik hissinin doğru bilgi akışıyla azaltılması ve hastalıkla ilgili yanlış
bilgi ve yargıların düzeltilmesiyle başa çıkılabilir düzeye inebilir.
Yaygın belirtilerin yanı sıra nöropsikiyatrik bakımdan yatkınlığı olan kişilerde ve toplumun
yaşlı kesiminde bu dönemde çevreden yalıtılmaya bağlı deliryum tablosu görülebilmektedir.
Duyusal yoksunluk ve kişinin yönelimini sağlayan, destek sunan ve güvence olarak görülen
sosyal ilişkilerin ve iletişimin kısıtlanması deliryuma yatkınlık yaratır.1
Karantina öncesinde ruhsal hastalığı olanlar: Karantina döneminde daha önceden var olan
ruhsal hastalıkların gidişi olumsuz etkilenebilmektedir. Kişilerin ilaçlarına devam etmemeleri
durumunda hastalık belirtileri alevlenebilmektedir. Hastaların ilaçlarını düzenli olarak
almalarının yanı sıra düzenli olarak yapılması gereken, lityum, valproat düzeyi ölçümü,
klozapin kullanan hastalarda tam kan sayımı gibi tetkiklerin karantina döneminde de düzenli
bir biçimde sürdürülmesi gerekmektedir. Kişilere virüs bulaşırsa kullanılacak ilaçların
psikiyatrik tedavileri ile etkileşimleri de dikkate alınmalıdır.
Alkol ve çeşitli maddelerle ilgili bağımlılıkları olan kişiler: Bu kişilerin izolasyon ve karantina
döneminde ani yoksunluk belirtileri, deliryum, nöbet riski açısından detoksifikasyon sürecine
alınmaları gerekmektedir.
Önceden bilişsel bozuklukları olan demans hastaları ve zeka geriliği olan bireyler: Bu
kişilere bu dönemde özel olarak dikkat edilmelidir. Kendilerine bakım kapasiteleri kısıtlı
olduğu için yardım almaksızın kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacakları gibi, tedbirleri
anlamakta ve uyum sağlamakta da güçlük çekeceklerdir. Önemli bir kısmı kendi başlarına
Karantina Döneminde Ruhsal Hastalıklar Bakımından Riskli Gruplar
– Halen ve geçmişte ruhsal hastalığı bulunanlar
– Sağlık çalışanları
– Alkol ve madde bağımlılığı olan kişiler
– Gebeler, postpartum dönemdeki kadınlar
– Bilişsel bozukluğu olanlar
– Azınlık grupları
-Yaşlı kişiler
6
karantina koşullarına uyamayacakları için çeşitli kurumlarda kendilerine benzer durumda
olan kişilerle birlikte izolasyon halinde de kalabilmektedirler. Bu kişilerin sosyal ve fiziksel
gereksinimlerini sağlamak için sağlık ve sosyal hizmet politikalarının geliştirilmesi ve hızla
plan yapılması gerekmektedir.
Gebeler: Bebeklerinin sağlıklı doğup doğmayacağı ve infeksiyonun fetüsün üzerindeki
olumsuz etkileriyle ilişkili kaygı duyabilirler. Gebeliğe özgü duygusal dalgalanmalara ek
olarak bebeğin sağlığı ile ilgili endişeler ciddi ruhsal zorlanmalar yaratabilir. İzolasyon ve
karantina koşullarında doğum yapan kadınlar, doğum sonrası döneme özgü ruhsal hastalık
riskinin artışı bakımından daha dikkatli izlenmeli, özel olarak desteklenmelidir.
Küçük çocuklar: Bu dönemde mutlaka bakım verenleri ile kalmalıdırlar.
Ergenler: Karantina kurallarına uyum sağlamakta zorlanırlar ve sağlık çalışanlarına benzer
şekilde karantina kurallarının sıklıkla dışına çıkan grubun içinde yer almaktadırlar. 1
Karantina Öncesi Döneme İlişkin Ruhsal Etkilenmeyi Arttıran Etkenler:
Geçmiş salgın hastalık deneyimleri, geçmişte ruhsal hastalık öyküsü olan kişilerin
karantinanın bitiminden 4-6 ay sonraki dönemde görülen endişe ve öfkeli hissetme gibi
ruhsal yakınmalara daha yatkın olduğunu göstermiştir.
2 Karantina altına alınmış olan sağlık
çalışanları karantina altına alınan genel toplumdaki bireylere göre daha fazla travma sonrası
stres belirtileri yaşayabilmektedir. Sağlık çalışanları aynı zamanda toplumun diğer bireylerine
göre daha fazla damgalandıklarını hissetmekte ve karantina sonrasında daha fazla kaçıngan
davranışlar sergilemektedir. Öfke, kızgınlık, üzüntü, korku, engellenmiş hissetme, suçluluk
hisleri çaresizlik ve yalıtılmış hissetme gibi ruhsal yakınmaları daha şiddetli ve sık olarak
deneyimlemektedirler. Ayrıca genel topluma göre mali kayıplarının daha fazla olabildiği
geçmiş karantina deneyimlerinden öğrenilmiştir. SARS salgını döneminde sağlık
çalışanlarının diğer kişilere göre daha fazla oranda infekte olmuş olabileceklerine dair endişe
duydukları, buna bağlı olarak da diğerlerine bulaştırma endişesini daha güçlü bir biçimde
taşıdıkları görülmüştür.
2
Karantina Sonrası Döneme İlişkin Ruhsal Etkilenmeyi Arttıran Etkenler:
Ekonomik Kayıplar: Ekonomik kayıplar karantina sırasında sorun yaratabilir, insanların
çalışamaması ve mesleki faaliyetlerini bir planlama yapamadan kesmesi gerekebilir. Bu
durumun etkileri karantina kalktıktan sonra da sürmektedir. Geçmiş deneyimler karantina
sonucunda meydana gelen mali kaybın ciddi sosyoekonomik sıkıntılar yarattığı ve
karantinadan birkaç ay sonra ruhsal hastalık belirtilerinin gelişmesi için bir risk faktörü
olduğunu göstermiştir. Bu bulgu muhtemelen ekonomik etkilerle bağlantılıdır, ancak sosyal
ağların bozulması ve boş zaman aktivitelerinin kaybı ile de ilişkili olabilmektedir.
Karantina dönemindeki ekonomik kayıp ve ruhsal belirtiler arasındaki ilişkiyi inceleyen bir
çalışmada, yıllık hane geliri belli bir miktarın altında olan katılımcıların, daha şiddetli travma
sonrası stres bozukluğu ve depresif belirtiler yaşadıkları gösterilmiştir.
2 Düşük gelirli
7
bireylerin, yüksek gelirlilere göre geçici kayıplardan ruhsal bakımdan daha çok etkilendiği
düşünülmektedir.
Karantina döneminde çalışamamaya bağlı mali kayıpların devletler tarafından mümkün
olabildiğince tazmin edilmesi, karantina boyunca düzenli gelirlerini kaybetmiş olan kişilere
de mali destek sağlanması bir koruyucu ruh sağlığı tedbiri olarak görülmelidir.
Damgalama: Bulaşıcı hastalığı olan bireylere yönelik damgalama karantina döneminde
ortaya çıkmakta, karantina kaldırıldıktan sonra da etkisini göstermektedir. Karantina ve
damgalama ilişkisi net olarak açıklanabilmiş değildir, ancak bulaş korkusunun damgalamaya
aracılık ettiği düşünülmektedir.
Damgalama bulaşıcı bir hastalık ile ilişkili hale geldiğinde, izolasyon çok daha sembolik ve
kayda değer hale gelmektedir. Buna bağlı olarak karantina altındaki bireylerde depresif
belirtilerin ortaya çıkışı kolaylaşmaktadır. Pandemide hastalanıp iyileşmiş kişiler, pandemi
sonrası dönemde çevreleri tarafından belirgin damgalanma ve reddedilmeye maruz
bırakılabilmektedir. Etkilenen bireyler kendilerini içselleştirilmiş damgalanma nedeniyle
suçlu hissedebilirken aynı zamanda çevreleri tarafından evlerine veya işyerlerine dönmeleri
engellenebilmektedir.2
Hastalığı çevreleyen damgalama, hastalıktan etkilenmiş pek çok kişinin toplumdan ayrı
tutulmasına yol açarak genel olarak tüm toplumun iyileşmesini engelleyebilir. Bu anlarda,
salgının geride bıraktığı güvensizlik ve olumsuz inançlar mirasına dikkat etmek gerekir.
Çünkü bu inançları görmezden gelmek yabancılaşmaya, umutsuzluğa ve daha fazla
damgalanmaya yol açmaktadır.
Konuşmalar, ziyaretler, ortak etkinlikler ve televizyon programları toplum çapında kayıp ve
kederle başa çıkmada önemli araçlardır. Sosyal bütünlüğü ve birliği teşvik eden etkinlikler,
gönüllü faaliyetler bireylerin ve toplulukların ruhsal ve sosyal bakımdan daha kolay
iyileşmelerine, kayıplarının yasını sağlıklı bir biçimde tutabilmelerine yardımcı olabilir.
Liberya’daki Ebola salgını sırasında karantinaya alınan gruplardan etnik azınlıkta olanların bu
dönemde haklarından daha fazla mahrum kaldıkları gözlenmiştir. Azınlıkların pandemi
dışındaki dönemde uğradıkları ayrımcılık bu dönemde daha belirgin hale gelebilmektedir.
Bu nedenle karantina durumlarında azınlık gruplarına yönelik ek psikososyal uygulamalara
ihtiyaç duyulabilmektedir.
Hastalık hakkında halka yeterli bilgi verilmesinin sağlanması, karantina ve izolasyonun
gerekçesinin yalın ve anlaşılır bir şekilde anlatılması damgalanmayı azaltmak için yararlı
olabilmektedir. Okullar ve işyerlerinde daha ayrıntılı bilgilendirme faaliyetlerinin yapılması
da ek yarar sağlayabilmektedir. Medyanın hasta ve taşıyıcılarla ilgili bilgi verirken
kullanabildiği ayrımcı ve damgalayıcı dil de toplum genelindeki damgalayıcı tutumları
arttırabilir.
Hastalığa yakalanma korkusunun damgalayıcı tutumlara katkıda bulunduğu bilinmektedir.
Bu nedenle hastalığın toplumdaki yaygınlığı, tedavilerin etkinliği, bulaş ve korunma yollarıyla
8
ilgili güncel bilginin net ve tekrarlayıcı bir biçimde medya araçları kullanılarak tüm nüfusa
iletilmesi, korkuyla birlikte önyargıları azaltarak hasta ve taşıyıcı bireylere yönelik
damgalayıcı ve ayrımcı tutumların toplum genelinde azalmasını kolaylaştıracaktır.
KARANTİNANIN RUHSAL ETKİLERİYLE BAŞA ÇIKMAYA YÖNELİK ÖNERİLER
Kitlesel bulaşıcı hastalıklar konusunda karantina etkili bir önlem kabul edilmektedir.
Karantina döneminde olumsuz psikolojik etkiler gelişebildiği, karantinanın bitiminden aylar
hatta yıllar sonra da sürebildiği de bilinmektedir. Dolayısıyla karantina planlama sürecinin bir
parçası olarak psikolojik etkileri azaltma önlemlerinin de uygulanması gerekmektedir.
Bu nedenle karantinayla ilgili oluşan ruhsal etkilerin geri dönüşlü olabilmesi için erken
müdahalede bulunulması, ruhsal etkilenmeyle ilgili risk faktörlerinin bilinmesi ve ortadan
kaldırmaya yönelik önlemlerin zamanında alınması gerekmektedir.
1- Karantina mümkün olduğunca kısa tutulmalı
Uzun süren karantina uygulaması, kişileri stres etkenlerine kronik bir biçimde maruz
bırakarak daha yaygın ve şiddetli ruhsal sorunlara yol açmaktadır. Bilinen inkübasyon
süreleri göz önüne alınarak, karantina uzunluğunu bilimsel olarak makul oranda sınırlamak
olumsuz ruhsal etkileri en aza indirecektir. Süreğen karantina uygulamasının uzatılması ise
kişilerde hayal kırıklığı, engellenme ve mahrumiyet hissini arttırabilmektedir. Karantinanın
süresi önceden kesin olarak belirlenemiyorsa süreç içinde karantinada olanlar, yakınları ve
toplum sık sık bilgilendirilmelidir.
2- Hepimiz için ulaşılabilir, anlaşılabilir, mümkün olduğunca fazla ve doğru bilgi
verilmeli
Karantina altına alınan insanlar genelde infekte olmaktan ve diğer kişilere bulaştırmaktan
korkmaktadırlar. Ayrıca gelecek konusunda “felaketleştirme’’ senaryoları
kurgulayabilmektedirler. Sağlık görevlilerinden aldıkları bilgiler, bildirimler, genellikle
karşılaştıkları risklerin doğası ve neden karantinaya alındıkları konusunda yetersiz ve belirsiz
kaldığında ruhsal etkilenme daha da kötüleşebilmektedir. Bu sebeple, karantina altındaki
kişilerin söz konusu hastalığın özellikleri ve neden karantina altına alındıkları hakkında
bilgilendirilmeleri temel önceliklerden biri olmalıdır.
2
Karantinayı içselleştirmiş olarak kabulün, karantina sırasında ve sonrasındaki dönemde ruh
sağlığını olumlu etkilediği ileri sürülmektedir. Ancak kişilerin neden karantinaya alındıkları,
karantina sürecinin diğer insanların güvenliği için neden gerekli olduğuna dair açıklama
yapılmaksızın özgürlüklerinin sınırlanması sorun yaratacaktır. Toplumun genel yararı için
kişinin karantinaya alınması gerekiyorsa bunun nedenleri kişiye ve yakınlarına açıkça
anlatılmalıdır.
3- Yeterli sarf malzemesi sağlanmalı
Yetkililer, karantinaya alınan kitlenin temel ihtiyaçları için yeterli malzemeyi mümkün
olduğunca çabuk sağlamalıdır. Kaynakların sağlanmasına yönelik koordinasyon kadar,
9
kaynakların tükenmemesini sağlamak için koruma ve yeniden tahsis planları oluşturulmuş
olması önemlidir.
2 Bu planların yapılmış olması karantina ortamında çalışan sağlık
görevlilerinin de yükünü azaltarak karantina döneminde görülebilen motivasyon kaybı ve
tükenmişlik belirtilerinin azalmasına da katkıda bulunacaktır.
4- Huzursuzluk düzeyi azaltılmaya çalışılmalı ve iletişim arttırılmalı
Karantina altındaki kişiler, zorluk ve tahammülsüzlük yaşadıklarında empati gösterilmeli ve
destek olunmalıdır. Karantinanın kişinin kendisi ve diğerlerinin yararına olduğu
belirtilmelidir. Karantinanın kişinin, yakınlarının ve diğerleri için güvenli bir ortam
oluşturduğu hatırlatılmalıdır.
İzole edilmiş bir kişide kolaylıkla disforik yakınmalar ortaya çıkacaktır. Karantinaya alınan
kişilere, disforik yakınmalarından kurtulmaları için neler yapabilecekleri, başa çıkma ve stres
yönetimi teknikleri konusunda pratik öneriler verilmelidir.
4 Gerginlikle başa çıkmakla ilgili
bazı basit uygulama önerilerine Türkiye Psikiyatri Derneği internet sitesinden
(https://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/2132020115258-gevsemebrosur.pdf) ulaşılabilir.
Cep telefonuna sahip olmak artık bir lüks değil, neredeyse bir zorunluluktur. Karantinaya
alınan bir kişi için, bir şarj cihazı veya adaptörü muhtemeldir ki birçok kıymetli nesneden
daha mutlu edici olacaktır. Uzaktan da olsa kişinin sahip olduğu sosyal ağların içinde kalması
sadece mevcut anksiyetenin azaltılmasına değil, uzun vadeli ruhsal sorunların da azalmasına
katkıda bulunur. Telefon hatlarının, kablosuz internet bağlantısının sağlandığı ortamda
kişilerin ailesi, arkadaşları, sevdikleri insanlarla iletişim halinde olmaları, mümkünse
görüntülü görüşmeleri mevcut panik duygularının ve gerginliklerinin azalmasına olanak
sağlayacaktır.
Evde karantinaya alınan kişilerin herhangi bir fiziksel ya da ruhsal belirti yaşadıklarında hızla
ulaşılabilen sağlık hizmetini alabileceklerini bilmeleri korku, endişe ve öfke duygularını
azaltacaktır, sağlık yetkililerine güvenebilmelerini sağlayacaktır. Güvensizlik duyguları
azalacak ve karantina koşullarıyla ilgili işbirlikleri daha iyi olacaktır. Bu hizmet, karantinaya
alınanların unutulmadığını ve sağlık ihtiyaçlarının halkın geri kalanının ihtiyaçları kadar
önemsendiğini gösterecektir.
Geçmiş deneyimler salgınlar sırasında, evde karantinaya alınan insanlar için destek
gruplarının yararlı olacağını göstermiştir. Böyle bir destek grubuyla ve aynı durumda olan
başkaları ile iletişimde olmak kişiyi güçlendirebilmekte, karantinanın kurallarına uyma
motivasyonlarını da arttırmaktadır.
2
5- Risk gruplarına özel önlemler alınmalı
Yukarıda değinilen yüksek riskli gruplar, önceden ruhsal hastalığı olan, gebelik ve doğum
sonrası erken dönemde olan kadınlar, bilişsel kapasitesi kısıtlı olan kişiler ve sağlık
çalışanlarına özel önlemler alınmalı, özel destek grupları oluşturulmalıdır. Damgalama
nedeniyle sosyal desteğini kaybedenler için sağlık çalışanları ve gönüllü kişiler bu desteği
sağlamaya çalışmalıdır.
10
İzolasyon sırasında kişilerin kendileriyle ilgili bazı kararları vermesine, kısıtlı da olsa bir
günlük rutin tesis etmelerine izin verilmesi, mizah gibi sağlıklı savunma düzeneklerini
kullanmalarına olanak verilmesi kişileri güçlendirecek ve ruh sağlığı ile ilgili dengede
kalmalarına yardım edecektir
Sağlık Çalışanlarının Durumu:
Sağlık çalışanları, çalışma ortamları gereği kendilerini kolaylıkla karantina içinde bulabilirler.
Bu karantinaya alınan hastalara bakım vermek kadar, kendilerinin de infeksiyon ihtimalinden
dolayı karantinaya alınmaları şeklinde olabilmektedir. Yapılan çalışmalarda sağlık
çalışanlarında anksiyete, depresyon ve somatizasyonla ilgili yakınmalarda artış ve
engellenme eşiğinde düşme gösterilmiştir. Ek olarak ailelerine ve diğer sevdiklerine
bulaştırma kaygısı da mevcut durumu daha da ağırlaştırabilmektedir. Kriz yönetimi
konusundaki belirsizlikler, rol karmaşası, sık strateji değişimi ve genel belirsizliğin sağlık
çalışanlarındaki kaygı düzeyini arttırdığı unutulmamalı ve yöneticiler bu durumu göz ardı
etmemelidir. Yakın temas içinde çalışmaya alıştıkları bir ekipten ayrılmak, karantinaya alınan
sağlık çalışanlarının yalıtılmış hissetmelerine katkıda bulunabilir. Bu nedenle, meslektaşları
tarafından desteklendiklerini hissetmeleri çok önemlidir. Bulaşıcı hastalık salgınları sırasında,
olumlu bir grup dinamiğinin ve kendi meslektaşlarından gelen desteğin genel olarak sağlık
personelinin ruh sağlığını koruduğu gösterilmiştir. Karantina ya da izolasyon sırasında her
daim psikolojik destek gerekli olmayabilir ama sağlık çalışanlarının gerektiği takdirde bu
desteğe rahatlıkla ulaşabileceklerini bilmeleri önemlidir. Yöneticilerin, böyle durumlarda
çalışanlarının karantinaya alınan meslektaşlarını desteklemelerini sağlamak için uygun
strateji geliştirmeleri oldukça önemlidir.1,2
Sağlık çalışanlarının ruh sağlığının korunmasına yönelik öneriler
Son olarak sağlık çalışanlarına hatırlatmalar yapmak istiyoruz:
• İster kendileri karantina altına alınsın, ister karantinada çalışıyor olsun kişinin kendisi
ve ailesinin sağlığı için endişeleniyor olması doğaldır.
• Süreçle ilgili belirsizlikler kaygı ve gerginlik düzeyinin artmasına, işlevsellikte belirgin
azalmaya neden olur.
• Çalışma ortamındaki rollerin belirli olması, iş bölümünün iyi tanımlanmış olması
gerekmektedir. Bunun sağlanabilmesi için kişini çalışma arkadaşları ve yöneticilerle
açık bir iletişim içinde olması gerekmektedir.
• Özellikle meslektaşlar ile yapılan paylaşımlar, ortak olan sorunun ortaklaşarak
çözülmesini sağlayarak dayanışma duygusunu arttıracaktır.
• Karantina süreciyle ilişkili travma sonrası stres bozukluğu ve depresif belirtilerin
süreğen hale gelmemesi için psikolojik desteğin gecikmeden talep edilmesi
gerekmektedir.
11
Hazırlayanlar:
Dr. İrem Yıldız
Dr. Uğur Çıkrıkçılı
Dr. Şahika Yüksel

Kaynaklar:

1- Psychiatry of Pandemics, A Mental Health Response to Infection Outbreak, Damir
Huramovic, Springer, 2019
2- The psychological impact of quarantine and how to reduce it: rapid review of the
evidence, Samantha K Brooks, Rebecca K Webster, Louise E Smith, Lisa Woodland,
Simon Wessely, Neil Greenberg, Gideon James Rubin, www.thelancet.com Vol 395
March 14, 2020
3- https://www.cstsonline.org/assets/media/documents/CSTS_FS_Caring_for_Patients
_Mental_WellBeing_during_Coronavirus.pdf.pdf
4- http://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/2132020115258-gevsemebrosur.pdf